Prof. Dr. Okur: Büyük güçlerin sorumsuzluğu, dünya savaşlarına zemin hazırlıyor

30 Ocak 2020, 17:49

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’n geçen hafta uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken ve yankıları halen devam eden “Yüzyılın Anlaşması” ya da sözde “Orta Doğu Barış Planı” hamlesi, uluslararası toplumda pek çok aktör tarafından tartışılmaya ve konuşulmaya devam ediyor.

Kırım Haber Ajansı; kritik değişimlere gebe olan sözde barış planının altında nelerin yattığını, geçmişten günümüze Orta Doğu’da değişen çok boyutlu parametreleri ve büyük güçlerin dünya dengelerini değiştirmeye yönelik politikalarını, Yıldız Teknik Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Okur‘a sordu. İşte o röportaj:

“BU TOPRAKLAR ÜZERİNDEKİ TÜRK KALKANI PARÇALANIRKEN, BATILILAR YENİ BİR DÜZEN KURACAKLARINI VAAT ETMİŞLERDİ”

“Eldeki planın, Filistin meselesiyle ve Kudüs’ün statüsüyle ve bağlantılı sorunlarla ilgili; Birleşmiş Milletlerin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun ve uluslararası kuruluşların aldıkları tüm kararları açıkça paranteze aldığını ilan eden bir yaklaşımı var. Bu topraklar üzerindeki Türk Kalkanı, Birinci Dünya Savaşı ile parçalanırken, Batılılar yeni bir düzen kuracaklarını ve bu toprakları Osmanlı Devletinden almalarının meşruiyet zeminini bu düzen üzerinden bölge halklarına vaad edecekleri söylemişlerdi. Bu ‘devlet olma hakkıydı.’ Filistin mandası da bu self-determinasyon hakkıyla kurulmuştu.

“HAKKIN, HAKLININ DEĞİL DE KUVVETLİNİN OLDUĞUNU DÜNYAYA İLAN EDİYORLAR”

Ancak, şimdi aradan geçen 100 yılın ardından açıkça çıkıp diyorlar ki, ‘hayır sizin için aldığımız tüm kararların tamamını bir parantezin içine koyuyoruz. Bu kararlar, hukuken geçerli olsa da bunların sorun çözmesi mümkün değil. Size ayrılan haklarınızdan, size vereceğimiz bedel karşılığında vazgeçin ve buna razı olun’ deniyor… Bu durum, uluslararası düzenin doğası bakımından nasıl bir düzende yaşadığımızın bir göstergesi. Tabii, geleceğe dönük olarak çok yankıları olacaktır. Yani hakkın, haklının değil de kuvvetlinin olduğunu tüm dünyaya örtülü değil, açıkça ilan edildiği bir metin olmuş.

TRUMP’IN SÖZDE BARIŞ PLANININ HEDEFLERİ NELER?

Trump’ın sözde planının bazı pragmatik hedefleri de var. Birinci hedef; Orta Doğu’daki bölünmeyi daha da derinleştirmek daha dar ölçekte de Filistinli gruplar arasında bir çatışma zeminini daha da genişletmek. Gelecek süreçte, belki yeni grupların ortaya çıkışını görebileceğiz. Bunun sonucunda da, İsrail’in Orta Doğu’da daha kuvvetli bir aktör olarak önü açılmak isteniyor.

Çünkü plan İsrail için şunu söylüyor, Mısırla Ürdün’le anlaşma imzalandı ama yeterli değil bu aktif bir ilişkiler sistemine dönüşmesi lazım. Bu plan da, bu durum için bir milat niteliği taşıyor. Böylelikle, bölgedeki Araplarla İsrail arasında bir ittifak zemini tesis edilmek isteniyor. Bunu benimseyen Filistinlilerin de ‘evet bu tatmin edici bir plan’ demeleri isteniyor.

“PLANDA, AÇIKÇA KUDÜS’ÜN İLHAK VE İŞGALİNİN TANINMASI İSTENİYOR”

Planın, Gazze ile ilgili kısmına baktığımızda, Filistin’deki yönetime, Gazze meselesinin artık kendi meselesi olması gerektiğini söylüyor ve aslında çatışmayı Arap toplumunun, Filistin toplumunun içine itmeyi planlıyor. Temel hedefler bunlar… Detaylara bakıldığında ise, BM zemininde sorunun çözümü için ortaya konulan tüm parametrelerden uzaklaşılmış görünüyor. Nedir onlar? Bir defa, açıkça Kudüs’ün işgal ve ilhakının tanınması isteniyor.

“BU PLANLA YENİ BİR EGEMENLİK TARİFİ YAPILIYOR”

Bir diğeri de, mültecilerin geri dönüş hakkından vazgeçilmesi isteniyor. Ayrıca, yeni bir egemenlik tarifi getiriyor. Ordunuz olmayınca tüm güvenlik mekanizmalarını İsrail denetleyecek -ki bunların hepsi bir devletin egemenliğiyle bağdaşmayan şeylerdir- ama yine de kendinizi devlet sanacaksınız.

ABD, bu planla ilhakın kabulünü istiyor. Önce işgal edildi sonra ilhak ettiğini ilan etti. Bu ilhakı, ABD tanıdı. Trump’ın Kudüs’ün ve Golan tepelerinin ilhakını tanıması bununla bağlantılı bir süreçti. Bu planla da karşı tarafa diyor ki, ‘artık sen de bunu kabul et çünkü kabul edersen artık meşrulaşmış olacak.’ Çünkü egemenlik değişiminin gerçekleşmesi için karşı tarafında bunun altına imza atması lazım ve bunu gönüllü olarak yapması lazım. Viyana Anlaşmalar Hukuku sözleşmesine göre, baskı altında yapılan anlaşmalar hukuken geçersizdir. Dolayısıyla silah zoruyla bir toprağı işgal edebilirsiniz ve ilhak da edebilirsiniz ama bunun kalıcı olması için karşı tarafın özgür iradesiyle kabulü gerekir.

ABD’NİN SÖZDE BARIŞ PLANI SONRASI: PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?

Şu anda, 4 yıllık bir zaman dilimi açıldı. Şöyle ikiye bölünme yaşanacak; büyük reaksiyonu görünce kimse buna hemen evet demeyecek. Ama diyecekler ki bu bir müzakere pozisyonudur. Buradan, en azından konuşmaya başlayalım. Bu tür müzakerelerde konuşmayı nereden açarsanız oraya yakın bir yerde bitirirsiniz. Şimdiye kadar bu müzakereler çeşitli şekillerde devam ediyordu ve o zaman bir ülkenin planı değil. BM kararları çerçevesinde yapılan çok aktörlü süreçlerdi. İlk defa tek bir ülkenin planı devreye sokulmaya çalışılıyor. Şu anda sürecin parametrelerinin değiştirilmesi hedefleniyor. ABD, dünyaya ‘Kudüs’teki yönetim meşrudur ben arkasındayım’ mesajı verilerek müzakere edeceğiniz bir şey varsa açıkça söyleyin deniliyor. Arap kamuoyunu da bu sürecin içine çekmeye çalışıyorlar. Diğer taraftan bölünmüşlüğü daha da artırmayı hedefliyorlar. Eğer Abbas yönetimi, buna kararlılıkla karşı çıkarsa da 4 yıl içerisinde yeni jenerasyondan bir liderlik hazırlayabilirler. Çünkü karşılarında bir muhattap bulmaları lazım. Yani önümüzdeki süreçte Filistin siyasetinin de dalgalanacağını söyleyebiliriz.

“ÜMİT EDERİZ, TARİH BÜYÜK GÜÇLERİN SORUMSUZLUĞU YÜZÜNDEN GERİDE BIRAKTIĞI ACILI SAHNELERLE YENİDEN KARŞILAŞMAZ”

Yıldız Teknik Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Okur, sadece ABD’nin değil dünyadaki göreli olarak büyük güçlerin zor kullanarak, uluslararası hukuku ihlal ederek dünya savaşlarına giden süreci hızlandırdığını ifade etti. İsrail’in Kudüs’ü işgal ve ilhak politikası ve ABD’nin bu tutumu desteklemesi gibi dünyanın çeşitli coğrafyalarında bu durumun yaşandığını vurguladı.

“ÜZERİNDEN ZAMAN GEÇİNCE BİR HAKSIZLIK VE BİR ZULÜM NORMALE DÖNMÜYOR”

Kırım Tatar halkının ana vatanı Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal ve yasa dışı ilhak sürecini de yorumlayan Prof. Dr. Okur şunları söyledi:

“Kırım Türklerinin tarihi mağduriyeti açısından bakarsak bizim için mesele, Küçük Kaynarca’dan başlayan bir mesele. Üzerinden zaman geçince bir haksızlık, bir zulüm normale dönmüyor. Anadolu gibi bir Müslüman Türk yurdu olan bir coğrafyadır Kırım. Bir yüzyıl içinde bizim insanlarımızı öldürdüler, sürdüler ve yok ettiler. Bizim acımız ta o dönemden başladı.

“KIRIM TÜRKLERİNİN MÜCADELESİNİ VE O TOPRAKLARLA OLAN BAĞIMIZI HİÇBİR ZAMAN UNUTMAMAMIZ GEREKİR”

Bu uzun serencam, Ukrayna ile Rusya arasında bir meseleydi. Uluslararası hukuk açısından Ukrayna’ya ait olan bir toprağı, Rusya bir dizi planla işgal ve ilhak etti. Buna kendilerince zeminler de oluşturdular. Referandum yaptık dediler… tabi dışarıdan getirilen bir nüfus da mevcut Osmanlı Devletinden koparılması sonrası. O yüzden, Türkiye, Kırım’ın Rusya tarafından işgal ve ilhak edilmesini tanımıyor. Uluslararası toplum açısından da mesele şunu gösteriyor ki, mevcut sistemin en önemli ilkesi sınırların kuvvet zoruyla değiştirilemezliği ilkesi. Şimdi büyük güçler bu ilkeyi açıkça çiğniyorlar. Sadece biri de değil birden çok büyük güç bunu yapmaya başladı. Yakında, başka coğrafyalarda başka güçlerin de benzer hareketleri yapması muhtemeldir. Örneğin, Keşmir’in hareketlenmesinin sebebi budur. Şu anda, Çin’i ve Rusya’yı görüyoruz, ABD, İsrail için bunu yapıyor… Böyle bir dünyanın, kaotik bir dünya olduğunu söylemek gerekir. Ve tarihi tecrübe gösteriyor ki, bu tür çatışmalar kaosa doğru evrilir. Tarihte dünya savaşları dediğimiz şeyler de böyle karşımıza çıkmaktadır. Ümit ederiz ki, insanlık geride bıraktığı acılı sahnelerle, büyük güçlerin sorumsuzluğu yüzünden yeniden yüzleşmez… O yüzden, Kırım bizim için çok önemlidir. Kırım Türklerinin mücadelesini ve o toprakla olan bağlarımızı hiçbir zaman unutmamamız gerekir. ”

İşgal Altındaki Kırım
MEHMET AKİF OKUR
SÖZDE ORTADOĞU BARIŞ PLANI
Bunlara da bakın: