Asene ve Gezlev'de gün batımında dondurma keyfi: Sürgün edilen çocukların hayalleri

16 Mayıs 2019, 00:53

Kırım Haber Ajansı (QHA) için hazırlayan: İbraim Kaymançi

Kırım Tatar sürgününün acı hatıraları, yetmiş beş yıl sonra da ilk günkü gibi elemle hatırlanıyor ve işgal altındaki Kırım’da yaşanan acılar başta olmak üzere tarihte izler bırakıyor. Kırım Haber Ajansı (QHA) bu hatıralardan birini daha okuyucuyla buluşturuyor.

Asene Mustafa kızının aklında savaştan önceki yıllarla ilgili sadece bir hatırası var: Beş yaşındayken annesinin kefir, kaymak, yağ satmak için  Gezlev’deki “Katık Pazarına” onunla beraber gitmesi…

Asene 1935’te Gezlev’den 40 kilometre kadar mesafede bulunan Kaymançi köyünde doğdu. Pazar Gezlev Kalesinin doğu kapısı olan Odun Pazar Kapısının yakınlarındaydı. Aynı yerde Tahta Camii yakınlarında babasının akrabaları da yaşıyordu.

ASENE’NİN HATIRALARI

“Süt ürünlerimizi sattıktan sonra annemle yakında yaşayan akrabamız Zeynep Hala’ya gittik.  O zaman  tavandan sarkan bir ampul ve teyzemin üzerinde yemek pişirdiği yabanarısı gibi ses çıkaran gazlı ocağı hayatımda ilk defa gördüm. Sonra şehre çıktık ve ben ilk defa tramvaya bindim. Bana göre teknolojinin harikasıydı. Şimdi uzay gemisini görünce nasıl şaşırıyorsam o zaman da tramvayı görünce öyle şaşırdım. En çok tramvaydaki direkler aklımda kaldı. Demirin bu kadar parlayabileceğini düşünmüyordum. Çok büyük etki altında kaldım. Kaymançi köyümüzde bu tarz medeniyet unsurları yoktu…Zeynep Hala’nın evi hala duruyor. Birçok Kırım Tatarının evi gibi onun evi de saklandı ama şimdi orada yabancılar yaşıyor.”

Yarım asır sonra Asene o evin yanına gitti. Ancak içeri girmeye cesaret edemedi. Hatıralarla baş edemeyeceğinden korktu.

O harika günün günbatımında annesi küçük Asene’yi sahile götürdü. Deniz kenarında gezerken annesi kızına dondurma aldı. Küçük Asene dondurmanın çok güzel olduğunu ve dünyanın hiçbir tarafında böyle bir süt kokusuna rastlamayacağını düşündü. Anne kız dondurma yerken parlak pembe güneşin denizde kayboluşunu seyrediyorlardı. Dondurma ağzın içinde eriyordu ve küçük Asene kendine dileyebildiği en güzel hayatı yaşadığını düşünüyordu.

SAVAŞ

Sonra Kırım’a savaş geldi. Sovyet hükûmetine itaatsizlik etmekten dolayı hapiste yatan Asene’nin babası daha ilk günlerde cepheye çağrıldı. Diğer Sovyet mahkûmları gibi o da ceza taburuna gönderildi. Savaşın sonuna kadar babasından hiç haber alınmadı çünkü ceza taburunda mektuplaşma yasaktı.

Kırım, Naziler tarafından işgal edildikten sonra köyün sonunda bulunan Asene’nin evine sık sık çocuklu kadınlar geliyordu. Annesi karınlarını doyurup, süt içirip yatırıyordu. Sabahın erken saatlerinde kadınlar yollarına devam ediyorlardı. Daha sonra Asene gelen kadınlarının Nazilerden kurtulmaya çalışan Yahudiler olduğunu öğrendi.

Asene evin tek kızıydı. İki kardeşi Nariman ve Rıza ondan küçüktü.

“Almanları çok sık görmüyorduk. Ama bazen ortaya çıkıp “Ev sahibi! Yağ, yumurta!” diye bağırıyorlardı. Annem bir miktar yiyecek çıkarmak zorundaydı, çıkarmasaydı bütün her şeyi elimizden alırlardı. Herhalde şanslıydık. Bizim köyümüze yerleştirilen Almanlar terbiyeliydi. Bazen, annelerinin arkasında saklanan üç küçük çocuğu görünce ceplerinden çıkardıkları çikolatayı ortadan bölüp bir parçasını Nariman’a diğerini Rıza’ya vererek “Soldat!” (asker) diyorlardı.”

Herhalde “asker” olmadığı için Asene’ye çikolata verilmiyordu. Anneleri daha sonra çikolatayı üçe bölüyordu. 1944 baharın başında Kaymançi köyüne Sovyet ordusu girdi.

ASENE’NİN HATIRALARI

“Mayıs’ta sürgünden iki-üç hafta önce köyümüze Sovyet askerleri gelmeye başladı. Köyde nöbet tutuyorlardı. Bizim evimizin yanında da bir nöbetçi asker duruyordu. Annem her zaman evde olan yemekleri onlara ikram ediyordu. Ceplerini kavrulmuş balkabağı çekirdekleri ve mısırla dolduruyordu.

Annem eğitimliydi. Arap, Latin ve Kiril alfabesiyle yazı yazabiliyordu. Ağabeyleri ona mektup yazıyordu. (Duvarımızda) bir sıra halinde annemin dört abisinin cephede çekildiği fotoğraflar ve savaştan önce çekilmiş babamın fotoğrafı duruyordu. Askerler bunu görüyordu ve sık sık dayımlarla ilgili soru soruyorlardı. Daha sonra bu işimize yaradı, askerler hükûmetten daha merhametli çıktı. Sürgünden birkaç saat önce genç askerlerden biri evimize gelerek, “Ana, ailen çok büyük, erkekleriniz cephede, sen yalnızsın. Yirmi güne yetecek kadar yiyecek, kıyafet ve ihtiyacınız olacak her şeyi toplayın. Yarın sizi uzak yerlere götürecekler” dedi.

Sabaha doğru, annemin çocuklarını besler gibi yedirdiği askerler bizi almaya geldi. Annem bir çuval un, yağ ve diğer yiyecekleri hazırladı. Bütün bunlar hayvan vagonlarında hayatta kalmamızı sağladı. Annemin sakladığı kıyafet ve takılar ise sürgünün ilk günlerine dayanmamızı sağladı.”

SÜRGÜN

Özbekistan’ın Bayauta bozkırı. Nemli yeraltı sığınakları. Soğuk. Camsız pencereler. Cereyan. Yakınların ölümü. “Faya teyze, Faya teyze, bana da, bana da!” diye bağıran küçük Asene’nin ekmek kuyruğunda durması. Annesinin hastalığı.

Asene’nin babası Mustafa ceza taburunda piyade birliklerinde savaşın tamamını geçirerek hayatta kaldı ve Berlin’e kadar ulaştı. Eşini ve çocuklarını 1945 sonbaharında Özbekistan’ın açlıkla mücadele eden stepinde buldu. Büyük çaba sarf ederek ailesini daha iyi bir bölge olan Azatbaş’a taşıdı. O zaman Asene ikinci defa ısıtılan bir barakada ampulü görünce Kırım’ı hatırladı. O an ne olursa olsun vatanı Kırım’a, çocukluk hayaline dönmeye kendi kendine söz verdi.

Sürgünde geçirdiği yıllar boyunca Gezlev sahilindeki günbatımı ve inanılmaz lezzetli olan dondurmayı hatırlıyordu.

Okulu bitirince Asene erkek giyim tasarımı eğitimini aldı, daha sonra sanayi meslek okulunu bitirerek Çirçik Transformatör fabrikasında teknoloji uzmanı olarak çalıştı. Vatana dönüş için mücadele eden milli hareketin yeraltı üyesiydi. Kırım Tatarlarının listesini tutuyor, Moskova’daki protesto için para topluyordu.

1967’de ilk fırsatta amcası Asene’ye uçak bileti aldı. İş yerinden izin alarak birkaç günlüğüne Kırım’a gitti. Tabii ki havaalanından direkt Gezlev’e gitti. Ancak Gezlev sahilinde günbatımında dondurma yiyemedi. Canı istemedi. Özgür değilken kuşlar bile hüzünlü öterdi.

1972’de Asene, daha birkaç yıl önce Kırım’a yerleşen Reşat ile tanıştı ve onunla evlendi. Asene, çok sevdiği iyi gelirli işini, düzenini bırakıp Kırım’a döndü.

Asene’nin hayali gerçek olmaya çok yakın gibiydi.

70’lerde Sovyet hükûmeti Kırım Tatarlarının denize yakın veya yarımadanın merkezi bölgelerinde yaşamasını yasaklıyordu. Reşat yanlızca Kırım’ın kuzeyinde bir ev alabildi. Asene ve eşinin yerleşmeye mecbur kaldığı Krasnoperekopsk bölgesi Berdi Bolat köyünde ne doğalgaz ne asfalt vardı. Yağmurlu bir havada traktör yolundan çıkmak neredeyse imkansızdı.

Kırk yaşına kadar Asene’nin günbatımı ve dondurma ile ilgilenmek için vakti yoktu. Düzenini kuruyor, çocuklarını yetiştiriyor, her Kırım Tatar ailesinin Kırım’a dönmesi için mücadele ediyordu. Çocukluk hayalleri ikinci plana çekiliyor, olaylar, endişe ve köy hayatının düzensizliğinde siliniyordu.

Burada da sevdiği step ve rüzgar vardı. Sadece deniz yoktu. Hayallerinde yaşadığı, sadece iki saatlik mesafede bulunan Kırım’ın doğusuna taşınma fırsatı da vardı artık. Ancak Asene ve eşi Berdi Bolat köyünde kaldı. Bunca sene beraber yaşadıkları insanlar, büyüklerin mezarları gitmelerine izin vermiyordu…

Asene hala dondurmayı, köyün dışındaki nehir kıyısında gezmeyi, akşamları bankta otururken Kırım’ın günbatımını izlemeyi çok seviyor.

Hayatında Gezlev sahilinde günbatımını izlerken bir daha dondurma yiyemedi. “Neden?” sorusuna “Fırsat olmadı…” diye cevap verdi.

“Ya dondurmayı akşam alamıyorduk, ya günbatımına kadar şehirde kalmak için fırsat olmuyordu. Çocukluk da biteli çok oldu…” Bunu anlatırken Asene pencereden bakışlarını alamıyor.

Şimdi Asene 83 yaşında olsa da gönlü genç.

“Dede dondurma alır mısın?” diye soruyor Asene’nin 6 yaşındaki kız torunu.

“Ama boğazın ağrıyor! Olmaz ki!” diye cevap veriyor Asene’nin eşi.

“Anneanneme alalım, anneanneme!”

KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ
Kırım Tatarları
Bunlara da bakın: