Ankara'da 5 Temmuz Urumçi Katliamı basın açıklaması yapıldı

Güncel
qha muhabir
05 Temmuz 2022, 22:28
qha muhabir
05 Temmuz 2022, 22:28

Doğu Türkistan’da 5 Temmuz 2009’da barışçıl protestonun Çin tarafından kanlı şekilde bastırılması ile yaşanan Urumçi Katliamı’nın 13’üncü yıldönümünde Ankara Ulus Meydanı’nda basın açıklaması düzenlendi.

Doğu Türkistan Araştırmaları Vakfı ile Uygur Akademisi Vakfının öncülüğünde 5 Temmuz 2022 Salı Saat 14:00’te Ankara Ulus Meydanı’nda ”5 Temmuz Urumçi Katliamı Basın Açıklaması” gerçekleştirildi. Etkinliğe çok sayıda siyasi parti, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve basın mensupları katılım sağladı.

Urumçi katliamının yıl dönümünde şehitleri anmak ve Çin’in DoğuTürkistan’da uygulamakta olduğu soykırımın durdurulması için çağrıda bulunmak amacıyla düzenlenen etkinlikte Çin’in Doğu Türkistan işgalini, yaptığı zulümleri kınayan; devam eden soykırımın durdurulması yönünde çağrılar yapan sloganlar atıldı.

Doğu Türkistan Araştırmaları Vakfı ile Uygur Akademisi Vakfının ortak basın bildirisini Uygur Türkü Hayrullah Efendigil okudu.

5 TEMMUZ’DA 10 BİNLERCE UYGUR’U KATLEDEN ÇİN, SOYKIRIMI DEVAM EDİYOR

Doğu Türkistanlılara, Çin Hükümeti ve Çin Komünist Partisi tarafından sistematik bir şekilde kültürel asimilasyon ve etnik soykırım politikaları uygulanmaktadır, bugün de toplama kampları aracılığıyla Uygur Türkleri başta olmak üzere bütün Doğu Türkistanlılara Etnik Soykırım devam ediyor” denilen bildiride; Çin yönetiminin, bundan 13 yıl önce 5 Temmuz 2009’da Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde gerçekleştirdiği katliamda on binlerce Uygur Türkünü katlettiği bilgisi paylaşıldı.

BARIŞÇIL YÜRÜYÜŞ KATLİAMLA SONUÇLANDI

26 Haziran 2009’da Çin’in Shaoguan şehrindeki bir oyuncak fabrikasında çıkan olaylarda 10’u aşkın Uygur gencin öldürülmesine karşılık olarak 5 Temmuz 2009’da Uygur öğrencilerin barışçıl bir protesto yürüyüşü düzenlediklerinin belirtildiği bildiride, “Bu protesto yürüyüşüne katılan insanlara Çin Komünist Partisi’nin provokasyonları sonucu Han Çinlileri tarafından saldırıldı. Böylece Çin yönetimi barışçıl yürüyüşü Doğu Türkistanlılar ile Çinlilerden oluşan iki grup arasındaki çatışmaya dönüştürdü. Ardından yürüyüşe katılan yüzlerce Doğu Türkistanlı gençlere Çin güvenlik güçleri gerçek mermi kullandı. Barışçıl yürüyüş böylece kaosa ve adeta bir soykırıma dönüştü” ifadeleri kullanıldı.

ÇİN, SOYKIRIM POLİTİKALARINI 2017’DE KAPSAMLI BİR ŞEKİLDE BAŞLATTI

Olayların soykırıma dönüşmesi sürecinde ise Çinli kolluk kuvvetlerinin olay günü ve ertesi Urumçi’de insan avına çıktığı, kamyonlara yüklenen binlerce Uygur genci şehir dışında infaz ettiği veya çeşitli yollarla yok ettiği ifade edilen açıklamada, “Urumçi katliamının ardından artan baskılardan sonra, Çin komünist yönetimi 2017 yılından beri milyonlarca Doğu Türkistanlıyı sözde ‘Mesleki Eğitim Merkezleri’ diye adlandırdıkları toplama kamplarında zorla tutmakta, normal ve doğal yaşam koşullarından mahrum bırakmaktadır. Ebeveynlerinin toplama kamplarına alınmaları dolayısıyla sahipsiz kalan çocuklar evlerinden yurtlarından alınıp Çin yurtlarına götürülmektedir” denildi.

ÇİN, BM’NIN SOYKIRIMA DAİR SÖZLEŞMESİNİ AÇIKÇA İHLAL EDİYOR

Bir taraftan Doğu Türkistan’a milyonlarca Çinli göçmen yerleştirilirken, diğer taraftan Müslüman Türk kadınları tıbbi müdahalelerle kısırlaştırılmakta ve zorunlu kürtajla masum bebekler katledilmekte olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Çince İslam adı altında Müslümanların dini inanç ve yaşam biçimlerine müdahale edilmekte, Müslüman Türk kızları Çinli erkeklerle evlenmeye zorlanmaktadır. 21. yüzyılda yaşadığımız modern bir çağda Doğu Türkistan’da Çin komünist yönetimi tarafından insanlık suçu işlenmekte, soykırım yapılmakta, Müslüman Türk toplumu kasti ve sistematik bir şekilde imha edilmek istenmektedir. Bütün bunlar 12 Ocak 1951 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler ‘Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin ilgili maddelerine göre açıkça soykırım suçu teşkil etmektedir” ifadelerine yer verildi.

TÜRK DEVLETİNE ÇAĞRI: DOĞU TÜRKİSTANLILARA SAHİP ÇIK

Açıklamanın sonunda; Doğu Türkistan’daki en az 3 milyondan fazla Uygur, Kazak, Kırgız ve diğer Türk ve Müslüman Doğu Türkistanlıların bulunduğu toplama kamplarının derhal kapatılması, Doğu Türkistan’daki Çin’in kültürel asimilasyon ve etnik soykırımının hemen durdurulması için Türk devletine ve milletine harekete geçmesi bu soykırıma sessiz kalmaması, Doğu Türkistanlılara sahip çıkması yönünde çağrıda bulunuldu.

Basın bildirisinin okunmasının ardından İYİ Parti Türk Dünyası ve Yurt Dışı Türkler Başkanı Rıdvan Uz ve Gelecek Partisi Sivil Toplum ve Halkla İlişkiler Başkanı Hakverdi Altuğ konuşma yaptı.

“YÜZEYSEL SÖYLEMLER, UYGURLARI TERKEDİLMİŞ HİSSETTİRMEKTEDİR”

İYİ Parti Türk Dünyası ve Yurt Dışı Türkler Başkanı Rıdvan Uz konuşmasında “Doğu Türkistan’da kardeşlerimizin çektiği zulümleri, binlerce kilometre uzakta da olsa damarlarımızda hissetmekteyiz. Uygur kardeşlerimizin çektiği bu haksız muameleye iktidarın sessizliği, hissettiğimiz acıyı katmerlemektedir” diyerek soykırım karşısındaki sessizliklere yönelik eleştirilerde bulundu. “Tüm dünya Türklerinin güvendiği yurt olan Türkiye Cumhuriyeti devleti iktidarı bugün, güvenleri boşa çıkartacak şekilde davranmaktadır, yüzeysel ve etkisiz söylemlerin soydaşlarımızın çektiği acılarını azaltmamakta, aksine kendilerini terkedilmiş hissettirmektedir” şeklinde konuşan Uz, Çin zulmü karşısında Uygur Türklerinin yanlarında olmaya devam edecekleri konusunda taahhütte bulundu.

“DÜNYA ÇİN’İN YALANLARININ FARKINA VARMALI”

Gelecek Partisi Sivil Toplum ve Halkla İlişkiler Başkanı Hakverdi Altuğ, Çin’in diğer milletleri yıldırarak kimliklerini yok ettiğini, onuruna düşkün olan Uygur Türklerinin buna karşı direndiğine dikkat çekerek “Binlerce yıllık devlet geleneki ve şanlı bir tarihi olan Türkler, Çin’in ne yalanlarına kanmış, ne asimile politikalarına boyun eğmiş, ne de Türk oldukları gerçeğini inkar etmiştir” dedi.

İşgal ettikleri Doğu Türkistan’dan çekilmeleri ve toplama kamplarını kapatmaları yönünde Çin’e çağrıda bulunan Altuğ, “Eğitim Kampı adı altında kurmuş olduğunuz bu esir kamplarında 3 milyonu aşkın Doğu Türkistanlı gençlerimiz, dedelerimiz, ninelerimiz, kadınlarımız esir edilmektedir. Eğer orası eğitim kampıysa, eğitim kampında, işkence olur mu, tecavüz olur mu?” şeklinde konuştu. Bütün dünyanın Çin’in bu yalanının farkına varması gerektiğini söyleyen Altuğ, Türkiye iktidarını ve Müslüman ülkelerin devlet başkanlarını Doğu Türkistan’daki zulümlerin durunulması için harekete geçmeye çağırdı.

DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ SOYKIRIM UYGULAMALARI

Resim


Çin Halk Cumhuriyeti hükumetinin sistematik baskıları ve asimilasyon politikaları ile Doğu Türkistan’da topyekûn bir halk, asimilasyon ve soykırıma uğradı, uğruyor. Milli, dini, siyasi ve kültürel olarak Doğu Türkistan’da Çinli olmayan tüm Türk kökenli milletler bu baskının kurbanı olmaktadır. Doğu Türkistan’da soykırıma varan ağır insan hakları ihlalleri, her geçen gün dünya kamuoyunun daha çok gündemine geliyor. Etnik ve kültürel ayrımcılığa ve insan hakları ihlallerine maruz kalan Doğu Türkistanlılar, ucuz iş gücü olarak Çinli şirketlerde çalıştırılıyor. Öte yandan, Birleşmiş Milletlerin resmi verilerine göre ise, Çin Komünist Partisi idaresinin kültürel soykırım uyguladığı Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında milyonlarca insanı yasa dışı bir şekilde alıkoyuyor. Çin hükumeti, toplama kamplarında ve ceza kamplarında insanlık dışı şartlarda tutulan Uygur Türklerinin durumuna dair tüm verileri dünya kamuoyundan gizliyor.

ÇİN’İN  DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ CEZA KAMPLARINDA NELER YAŞANIYOR?

Doğu Türkistan’da Uygur ve diğer Türk halklarından milyonlarca kişi suçsuz yere toplama kamplarına alınmaktadır. Halen bu baskı tüm şiddetiyle devam etmektedir. Tanıkların ifadelerine göre tutuklulara işkence ediliyor. Sağlıksız şartlarda ellerinde kelepçe, ayaklarında zincirle yaşıyor. Kampta tutulanlara ne olduğu belirsiz ilaçlar ve iğneler veriliyor. Tırnak çekme, kamçı, elektrik gibi işkencelere maruz kalıyor. Kadınlar toplu tecavüze uğruyorlar.

Milyonlarca genç Doğu Türkistan’daki çalışma kamplarında veya Çin’deki fabrikalarda zorunlu köle işçi olarak çalıştırılıyor. Birçoğu toplama ve çalışma kamplarına gönderildikten sonra geride kalanlar da siyasi propaganda ezberlemeye, kamu hizmeti adıyla ücretsiz çalışmaya zorlanıyorlar. Kadınlar kısırlaştırılıyor, hamilelere zorla kürtaj yaptırılıyor. Genç kadınlar Çinlilerle evliliğe mecbur ediliyor. Ailelerinden koparılan 1 milyona yakın çocuk, çocuk toplama kamplarında asimile ediliyor. Çince konuşmaya Çince yaşamaya, Çinliler gibi beslenmeye zorlanıyor.

Milli ve dini kültür mirasları yok ediliyor. Uygur tarihi ve kültürüyle ilgili kitaplar yakılıyor. Türk- İslam mimarileri ve tarihi şahsiyetlerin türbeleri, heykelleri yok ediliyor. İnanç özgürlüğü hiçe sayılıyor. Camiler yıkılıyor. Kur’anlar yakılıyor. Namaz kılmak, oruç tutmak kampa alınma nedeni olarak gösteriliyor. Türkiye başta olmak üzere yurtdışı ülkelerinde okumuş, seyahat etmiş olmak ya da sadece bunları yapan birinin akrabası olmak bile toplama kampına alınma veya hapse atılma nedeni olabiliyor.

“Kardeş aile” projesi adı altında her aileyle ilgilenecek Çinli memur atandı. Bu “kardeşler” aile mahremiyetini çiğneyerek Uygurların evlerinde konaklıyor, aile üyelerinin rejime bağlığını denetliyorlar.