Alim Aliyev: Bizim için insanların hikayelerini anlatmak ve Kırım'ı duyurmak çok önemli

Haberler
E. K.
14 Nisan 2020, 09:40
E. K.
14 Nisan 2020, 09:40

Asif Aliyev / QHA Kıyiv

Alim Aliyev, Kırım Evi Program Direktörü. Özbekistan’da doğdu, ailesi ile beraber Vatan Kırım’a taşındı. Siyaset bilimi okudu, gazeteci olarak çalıştı ve birkaç yıl Lviv’de yaşadı. Alim, Kırım işgal edildikten sonra “KırımSOS” teşkilatının kurucularından biri oldu.

Kırım Tatar halkının milli lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu konu alan “Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu. Namağlup” kitabının yazarlarından biri olan Aliyev ayrıca, 2017 yılından itibaren Ukrayna’daki tek Kırım Tatar devlet teşkilatı olan Kırım Evi’nin müdürlüğünü yapıyor.

Aliyev ile yapılan bu röportajın 16 Mart 2020’de gerçekleşmesi planlanmıştı ancak QHA muhabirleri, Aliyev’le bir araya gelemedi. Çünkü, Alim koronavirüs salgını nedeniyle Ukrayna’ya geri dönemedi. Bu nedenle tatil için gittiği Hindistan’ın Goa kentinde bulunan Alim Aliyev’le sohbetimiz WhatsApp üzerinden yapıldı.

-Neden Hindistan’dan çıkış yapamıyorsunuz? Sebep nedir?

-Aslında, arkadaşlarım ve ben buraya şubat ayının sonlarında geldik. Onlar da Kırım’dan, biri terörle mücadele operasyonuna (Donbas) katılmıştı, diğeri de aktivist. Nihayet yıllık iznimi kullanmaya karar verdim çünkü çok yorulmuştum. Aslında, uçuşlarımız mart ayının ortasından itibaren iptal edilmişti. O zamandan beri, Ukrayna’ya uçuş yapılmadı. Başlangıçta, karantinanın ilk gününde Delhi’den uçuşlar vardı ama oraya ulaşmak için 1500 kilometreden fazla yol kat etmek gerekiyordu.


Foto: Facebook/Alim Aliev

Biliyor musunuz, Hindistan’da dünyanın en sıkı karantinası uygulanıyor. Burada sadece eyaletler arasında değil aynı zamanda şehirler veya kasabalar arasında da hareket etmek yasak. Yani, evde kalmalısın. İlk birkaç gün burası kıyamet günü gibiydi… İnsanlar yiyecek alabilecekleri yerleri arıyorlardı çünkü her yer kapalıydı. Şu aralar durum normal diyebiliriz.

-Yani şimdi hiçbir şekilde çıkış yapamıyor musunuz?

Evet, hala çıkış yapamıyorum. Ve burada 200’den fazla Ukrayna vatandaşı mahsur kalmış durumda. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna’nın Hindistan Büyükelçiliği ile temas halindeyim ancak şu durumda Ukrayna şirketleri buraya ticari uçuşları gerçekleştirmiyor.

-Hindistan’dan çıkış yapmayı beklediğiniz bir tarih var mı?

-Üç gün veya bir hafta içinde (röportaj 7 Nisan’da yapıldı) bu durumun çözülmesini umuyorum.

-Alim, yeterince paranız var mı?

– Burada fiyatlar Ukrayna’daki gibi, bazı ürünlerin fiyatları biraz daha ucuz. Burada sadece konut için ödeme yapıyoruz.

KIRIM

-Bu arada, bugün işgal altındaki Kırım’ın sözde Başkanı Sergey Aksyonov, 22 kişide COVID-19 tespit edildiğini açıkladı. Sizce işgal altındaki yarımadada başka neler değişti?

-İnsan hakları ihlalleri, kovuşturmalar, baskınlar, kaybolanlar, öldürülenler ve şu anda cezaevlerinde bulunanlar hakkında çok şey duyuyoruz. Ve bu, şu anda yarımadada yaşanan değişikliklerin bir göstergesidir aslında. Diğer bir değişiklik Kırım’ın askerileştirilmesi. Sadece Rusya Federasyonu’nun düzenli ordusunun, askeri teçhizatının ve FSB (Rusya Federal Güvenlik Servisi) görevlilerinin sayısının artması söz konusu değil. Her şeyden önce, insanların bilinçaltlarının etki altına alınması… Anaokullarında ve okullarda çocuklara, Ukrayna’yı bir düşman olarak empoze ediyorlar ve propaganda yoluyla Kırım’ın her zaman Rusya’nın bir parçası olduğunu dikte ediyorlar. Bu bizim önümüzdeki zorluklardan birisi. Çünkü şu anda işgal altında yetişen gençlerin ve çocukların sağduyusunu korumak bizim için çok önemlidir.

İkincisi, kimlik değiştirme girişimidir. Burada söz konusu kültürel miras; Rusya’nın resmi propaganda çizgisine uymayan Ukrain ve Kırım Tatar mirasıdır. Örneğin, Bahçesaray’daki Hansaray yok ediliyor, kiliseler kapatılıyor, dil öğretimi yok oluyor.

Üçüncüsü de, Kırım’da Sovyet halkına benzetilerek “Kırım halkı” olarak adlandırılan bir nevi simülasyon yaratma girişimidir. Yani, güçlü bir ulusal kimliğe, tarihsel bir anlayışa sahip olmayan ve köklerini hatırlamayan insanlar “topluluğu”.

Konuşulması gereken bir şey de nüfus değişimidir. Bu konuda çok şey söylendi. Yaklaşık 50 bin yarımada sakini, Kırım’ı terk etti. Ve bu, beyin göçünün net bir göstergesidir çünkü birçok genç, öğrenci, iş adamı, kültür erbapları, politikacılar ve gazeteciler gitti. Bunun yerine, Kırım’a Rusya sakinleri yerleştiriliyor. Yarımadanın tarihine bakarsanız, bu, uluslararası insan hakları normlarının ihlal edildiği üçüncü değişimdir. On sekizinci yüzyılda Kırım’ın II. Katerina tarafından ilhakının aslında seçkinlerin Kırım Tatar entellektüellerinin yarımadayı terk etmesine yol açtığını hatırlatacağım. Sonra, tüm Kırım Tatar halkının ana vatanından sürüldüğü 1944’teki sürgün… Şimdi de aynı durumu görüyoruz.

-Kırım Tatarlarının tüm bunları kabul etmediği ortada ama Ukrayna,  Rusya ile takas listesine Kırım Tatarlarını dahil edemedi. Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak, işgal altındaki Donbas’ta esir düşen vatandaşların takas edileceğini söyledi. Bu durum, Kırım Tatarlarının Ukrayna’nın onları ihmal ettiğini düşünmesine neden olmaz mı?

Her şeyden önce, tarih biz Kırım Tatarlarına, sadece kendi gücümüze güvenmeyi öğretti. Ancak değişim meselelerinde, devlet meselelerinde, yarımadadaki en güçlü, en büyük Ukrayna yanlısı güç olmaya devam ederken Ukrayna devletinin, şu anda Kırım ve Rusya’daki tutukevleri ve hapishanelerinde insanlık dışı koşullarda tutulan vatandaşlarını korumasını bekliyoruz. Ve aslında, insan hakları savunucuları ve devlet yönetim organlarında çalışan insanlar vatandaşlarımızın özgürlüklerine kavuşmasını istiyorlar. Şu anda Kırım’daki “davalar” kapsamında yargılananların büyük bir çoğunluğu, Kırım Tatarlarıdır. Kremlin’in Kırım Tatarlarını rehin tutması neden önemlidir? Onlar, tüm bu altı yıl boyunca hem Ruslara hem de dünyaya güya “kiminle savaştığımızı görüyor musunuz” demek için Kırım Tatarlarından terörist ve aşırılıkçılar yaratmaya çalıştılar.

Siyasi tutsaklarımızla ilgili diğer bir şey; insanlar… Kırım’ın işgali nedeniyle hapishanelerde tutuluyorlar. Diyelim, bugün ya da yarın insanlarımızı takas edebiliriz ancak rehin alma konusunda çok iyi bir deneyime sahip Rusya, aşırıcılık, terörizm, toprak bütünlüğüne saldırı gibi suçlamalarla yeni insanları tutuklayabilir. Bunun, bir yıldırma oyunu olduğunu çok iyi anlamalıyız. Ama açıkçası, biz de bu değişimin mümkün olduğunca çabuk gerçekleşmesi için Ukrayna makamlarına baskı yapmamız gerekiyor.

Eski siyasi mahkum Edem Bekirov, bize verdiği bir demeçte, Kırım Tatarlarının takas listelerine dahil edilmemesine neden olan sorunlardan birinin, Rusya Federasyonu’nun onları kendi vatandaşı olarak görmesi olduğunu söyledi. Bu görüşe katılıyor musunuz ve bu değişimin yapılmasının bu kadar zor olmasının nedeni nedir?

-Bunun, kesinlikle asıl neden olmadığını anlıyorum. Bu, Rusların seslendirdiği resmi bir neden olabilir. Bunun ana nedeni; insanları Kırım’a su temini gibi doğal kaynaklarla değiştirmeye çalışmak, terörist ve aşırılık yanlıları olarak gösterdikleri kişileri mümkün olduğunca uzun sure tutmaya çalışmak.

ZELENSKİY

-Alim Bey, muhaliflerin iddia ettiği gibi Kırım, belki Bankova (Cumhurbaşkanlığı Ofisi) için ilgi çekici bir konu değildir?

Burada “ilgi çekici bir konu değildir” ifadesini kullanmazdım. Volodımır Zelenskiy, siyasi mahkumların meselelerine duyarlı bir kişidir. Bu hikaye onun için önemli. Moskova da, bu duygusallığın farkında. Rakibimiz bu konuda çok rasyonel. Fakat, bu konuda bir isteğin olması yeterli değil. Değişim konuları ve dünyada saldırgan ülke üzerinde daha fazla baskı yaratabilecek ortaklarımızla diplomatik ilişkiler kurmak da dahil olmak üzere profesyonellik sahibi olmak çok önemli.

-Ancak Kırım Tatar toplumunun önde gelen temsilcilerinin çoğu Zelenskiy’in faaliyetlerini oldukça olumsuz karşılıyor. Cumhurbaşkanına karşı esas şikayetler nelerdir?

-Konuşulması gereken birkaç şey var. Ülkede her birimizin siyasi sempatileri ve antipatileri var. Ve bu normal bir şey çünkü demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Halkın sesi veya halkın sesinin temsili söz konusu olduğunda, eğer merkezi yönetim tarafından açıkça devlet karşıtı, Kırım Tatar karşıtı eylemler yoksa, o zaman Ukrayna yönetim organlarıyla maksimum temasta bulunmalıyız. Bir diyalog kurmaya çalışmalıyız. Benim için sorun çok açık. Kırım konusuyla ilgilenen yönetim organlarındaki yetkinlik ve profesyonellik ile ilgili bazı çekincelerim var. Ve de reyting yarışı… Yeni hükumetin  insanları memnun etmeye çalışması gibi bir durum söz konusu. Örneğin, günümüzün en acil sorunları nelerdir? Esas olarak ilk sorun, Ukrayna Anayasası’nda yapılan değişikliklerdir. Bu Kırım’ın ulusal-bölgesel özerkliği meselesidir. Fakat bu mesele yıllardır devam ediyor. Bu, Zelenskiy ile başlayan bir sorun değildi.

İkincisi, daha çok kurumsal destek meselesi… Kırım Tatar Milli Meclisi, Kırım Tatar Milli Kurultayı, Kırım ile ilgilenen devlet yönetim organları, Kırım konusunda çalışan sivil toplum kuruluşları ve medyaya, Ukrayna yönetimi tarafından verilen destek ve öncelikle fonlar. Açıkçası, Kırım ile ilişkili tek devlet Kırım Tatar girişiminin program direktörü olarak, Kırım Tatar dilinin, kimliğinin, hafızasının gelişimi için son derece önemli projeler için gereken kaynakları devlet olarak Ukrayna’dan değil de uluslararası kuruluşlar ve ortaklardan istemek bana çok garip geliyor.

Aynı durum siyasi mahkumların ailelerine ve Kırım’daki insanlara destek konusunda da geçerli. Burada iletişim iki yönlü olmalı ve Kırım’a çok daha fazla enformasyon sağlamalıyız. Burada da, Ukrayna sakinlerine ilk ağızdan ve ayrıca çok daha yüksek sesle Kırım’dan bilgi getirmek çok önemlidir. Ulusal Kırım Tatar medyasının finansmanı ile ilgili acil konular mevcut. Bu hem ATR televizyonu hem de sizin gibi QHA media (Kırım Haber Ajansı). Ayrıca, UA Kırım, Crimeantatars club, Canlı Radio, ve benim için en önemlisi Avdet ve Qırım gazetelerine verilmesi gereken destek.

ULUSAL-BÖLGESEL ÖZERKLİK

Kırım Tatar ulusal-bölgesel özerkliğinden bahsettiniz. Kırım Tatar toplumunun birçok temsilcisi, (özerkliğin) kuruluş gerekliliğinden bahsederken, bunun Rus işgalinden önce olması durumunda Kırım’ın ilhak edilmeyeceğini belirtiyor. Ancak Rusya, Kırım ve Ukrayna’nın doğusuna saldırırken, uluslararası kurallar da dahil olmak üzere tüm hukuk kurallarını ihlal etti. Ulusal-bölgesel özerkliğinin varlığı “yeşil adamları” (Kırım’ın işgalinde kullanılan ve armasız yeşil üniformaları nedeniyle bu isimle adlandırılan Rus askerlerli) durdurur muydu?

-Olabilecekler üzerinde düşünmeyi çok seviyorum, ama geçmiş olaylara “ya şöyle olsaydı” şeklinde bakılmamalı. Aynı zamanda, bu özerklik konusu, 2014’e kadar olsaydı, büyük bir ihtimalle böyle bir olay meydana gelmezdi diyebilirim. 2014 yılına kadar ciddi denilecek seviye de Kırım Tatarı, ne kolluk kuvvetlerinde ne de yerel devlet organlarında vardı. Yani, Kırım Tatarları arasında onlar yoktu. Aynı zamanda, SBU (Ukrayna Güvenlik Servisi) ve diğer güvenlik güçleri hakkında da aynı şeyi düşünüyorum.

– Donetsk veya Lugansk bölgelerinde Ukrainler temsil ediliyordu ama bu saldırganları durdurmadı …

-Ne Donbas ne de Kırım’da, Ukrayna bayrağı ve Ukrayna topraklarının değerini anlayacak Ukrayna yönetimi vardı diye düşünüyorum. Muhtemelen Kırım Tatar ulusal-bölgesel özerkliğinin varlığında, Kırım’ın ilhakı ihtimalini dahi düşünmüyorum. Özerklik olsaydı ve Sivastopol’de (Akyar) Rus filosu olmasaydı, olayın (Kırım’ın işgali) meydana gelme olasılığı çok daha düşük olurdu.

SÜRGÜN: NİYAR NİNENİN HİKAYESİ

-Hemen hemen her Kırım Tatar ailesinin 1944’te kendi sürgün vardır. Yakınlarınızdan kim sürgünü yaşadı? Size hangi hikayelerini aktardılar?

 -Hem annem hem babam tarafından büyüklerim sürgünü yaşadılar. Büyük Karalez (günümüzde Bahçesaray bölgesine bağlı Krasnıy Mak köyü) ismi verilen köyden sürgün edilen Niyar ninemin hikayesini çok iyi hatırlıyorum. Ninem, sürgünden iki gün önce NKVD (Sovyet gizli polisi) görevlilerinin güya nüfus sayımı yapmak için evlerine geldiğini anlattı. O an büyük ninem, yani Niyar ninemin annesi, onları (NKVD görevlilerini) eve davet etmiş, çorba pişirmiş, karınlarını doyurmuş, 2 gün sonra ise bu insanlar, bizim ailemizi sürgün etmişler.

Ninem, onları Büyük Karalez mezarlığına getirdiklerinde, kurşuna dizeceklerini düşündüğünü anlatıyordu. Ama o, kuzeni ile birlike kaçıp evine gitmiş. Ağabeyi koyununu almış, ninem ise patefonunu (bir tür gramafon) almış. Ve onlar, o koyunu kesip sürgün sırasında yük vagonunda dağıtabilmişler. Sürgün sırasında onların bulunduğu vagonda kimse ölmemiş, ama ninemin anlattığı gibi yan vagonda çok insan ölmüş. Ölenleri duraklar sırasında vagonlardan atmışlar.

-Nineniz hayatta mı?

-Hayır, 2017 yılında Kırım’da vefat etti. Maalesef cenazesine katılamadım çünkü benim gibiler, Kırım’da terörist ve aşırıcı olarak kabul ediliyor.

KIRIM, LVİV, KIYİV…

-Özbekistan’da doğdunuz, bir yıl sonra ise aileniz Kırım’a taşındı. Rus işgalinden önce hayatınız nasıldı?

Annem kısa bir süre önce bana, Taşkent yakınlarındaki Çirçik şehrinde bana hamile olduğunda protesto eylemlerine katıldığını anlattı ve böylece protesto ruhu bana da geçmiş oldu (gülüyor). Ben doğduktan bir yıl sonra 1989 yılında Kırım’ın Sak bölgesindeki Geroyske (Aşağı Camin) köyüne taşındık. Oraya taşınmak en iyi seçeneklerden biriydi. Çünkü Bahçesaray veya Akmescit’te bir ev satın almaya imkanımız yoktu.

Kırım’daki bu ilk yıllarımız, böyle bir şehir ailesi olarak köy hayatının tüm güzelliklerini yaşadığımız yıllar oldu. İneklerimiz, tavuklarımız vardı, sebze bahçemiz vardı, domates, salatalık, turp yetiştiriyorduk… Bu arada, büyükannem ve büyükbabam da bizimle geldi. Evlerimiz yakın sayılırdı.

-Peki Kırım işgal edilmeden önce neler yapıyordunuz?

-2005 yılında, Turuncu devrimden hemen sonra, Vernadskiy Tavriya Ulusal Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’ne okumaya başladım ve daha sonra siyaset bilimi alanında yüksek lisans yaptım. Üniversite birinci sınıfın sonunda “Avdet” gazetesinde çalışmaya başladım. Ve üçüncü sınıftayken tanınmış bir Ukraynalı stratejist, gazeteci, araştırmacı Yevgen Glibovıtskıy kendi şirketi pro.mova’da staj yapmamı ve kendimi analitik konusunda denememi önerdi. Kabul ettim.

2010’dan Lviv’e taşındım ve pro.mova uzman şirketinde çalışmaya başladım. Analitik, medya danışmanlığı yaptım ve uzun bir süre iletişim danışmanlığı yaptım. İşletmeler, farklı ülkelerdeki hükumetler ve STK’lar ile çalıştık. Onur Devrimi’nin başladığı 2013 yılında, yeni kurulan Gromadske Televizyonunda gönüllü olarak editörlük yaptım. Bu Şubat 2014’e kadar sürdü ve sonra KırımSOS’u kurduk.

KIRIMSOS VE KIRIM EVİ

-Sevgil Musayeva (şimdi Ukrainska Pravda internet gazetesinin baş editörü) ve Tamila Taşeva (Ekim 2019’dan beri Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Özerk Cumhuriyeti Daimi Temsilci Yardımcısı) ile birlikte KırımSOS’u kurdunuz. Siz medyada çalıştınız, Tamila ise PR ekibindeydi. İkiniz çok farklısınız. Bu teşkilatın kurulması fikri nasıl doğdu?

– İnsanlar benzer faaliyet alanları veya özdeş çalışma alanları nedeniyle bir araya gelmezler. İnsanlar değerler etrafında birleşirler. Hem Tamila hem Sevgil hem ben anavatanımızın özgür olması gerektiği konusunda hemfikirdik ve o sırada neler olduğunu anlıyorduk. İkinci şey ise adalet meselesidir. Anavatanımız ve yurttaşlarımıza karşı haksızlık yapıldığının farkındaydık, bu yüzden bu girişimi başlattık. Bir günde KırımSOS’u kurduk ve Kırım hakkında neler olup bittiğine dair haberler yazmaya başladık, yalan haberleri denetlemeye başladık. Bir hafta sonra Kırım’dan ilk göçmenleri kabul etmeye başladık. Bunlardan biri, tanınmış Kırım Tatar seramik ustası olan Rüstem Skibin idi. Acil telefon hattımız vardı, yarımadadaki Ukraynalı askerlere yardım ediyorduk, uluslararası misyonlar ve gazetecilere Kırım’daki ilhak sürecini duyurmaya yardımcı olduk. Bu ilk aylar, haftada yedi gün çalışıyor, üç-dört saat uykuyla duruyorduk.

-Yanılmıyorsam, Kırım.SOS şimdi QHA Media bürosunun bulunduğu yerde bulunuyordu

-Evet, evet. İkinci ofis Lviv’de pro.mova ofisindeydi. Esas olarak Lviv sakinlerinden oluşan gönüllülerimiz, fact checking (gerçek kontrolü) ekibimiz vardı. Kırım’da da gönüllülerimiz vardı.

-Hatırlıyor musunuz, Batı Ukrayna’nın merkezi olan Lviv’in, Kırım Tatarlarını kabul etmeye başlayan ilk şehirlerden biri olması, Rus propagandası için şablonun kırılması oldu…

-Evet. Ancak, biliyorsunuz, Kırım Tatarlarının Lviv’e gitmesinin birkaç nesnel nedeni vardı. Birincisi, Kırım’dan ayrılan vatansever insanlar, onları tam olarak anlayabilecekleri şehre gittiler. İkincisi, Lviv, Kırım’ı terk etmek zorunda kalanların çocukları için daha fazla imkan sağladı. Daha fazla kültürel etkinlik, yurt dışında eğitim ve çalışma fırsatları var. Lviv, rahat yaşam için kurulmuş bir şehir. Bununla birlikte, bir süre sonra bazı zorluklar meydana geldi. Mesela, hiç cami yoktu. Helal ürünler, Kırım Tatar mutfağından yemeklerin satıldığı kafe ve restoranlar yoktu. Bunlar daha sonra açıldı.

-Bize Kırım Evi’nden bahseder misiniz?

-Orada Ağustos 2017’de Ahtem Seytablayev’in daveti üzerine program direktörü olarak çalışmaya geldim. Bu görevde Kırım Evi’nin tüm faaliyetleri odaklanıyor. Kırım Tatarlarının kimliğini koruma ve geliştirme konuları benim için önemlidir. Benzer etkinlikler, projeler, çeşitli eğitimler düzenlemeye başladık. Kırım Tatar dili kursları başlatıldı. Kırım Tatar sürgünü ile ilgili “Tamırlar” (“Kökler – Ukrayna”) adlı online arşiv programını başlattık. “Kırım Evi Kalpleri Birleştiriyor” projesine başladık. Bu proje de sadece Kıyiv’de değil Ukrayna’nın diğer bölgelerinde de düzenlenen açık hava konserleridir.

KIRIM’I HATIRLAMAK

-Medyadan bahsetmişken, eski bir gazeteci olarak size Kırım’ı medyada nasıl daha güncel bir konu haline getireceğimizi, gazetecilerin Kırım hakkında konuşmasını nasıl sağlanabileceğini sormak istiyorum?

-Kırım hakkında yılda sadece birkaç kez değil, çok farklı platformlarda konuşmalıyız. Şimdi Kırım konusu sadece 26 Şubat, 18 Mayıs, Kırım Tatar Bayrak Günü gibi belirli tarihlerde gündeme getiriliyor. Bizim için tematik olarak Kırım’ı duyurmak, insanların hikayelerini anlatmak önemli. Bu, Ukraynalıların kalbine dokunan bir şey. Bu, insanların Kırım’ı neden kaybetmememiz gerektiğini anlaması için çok önemli. Ortak tarih, farklılıklar, gelenekler hakkında konuşmalıyız. Nihayet eğitim alanında, genç kuşağın, öğrencilerin Kırım Tatar edebiyatı, Kırım Tatar tarihi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmalarını, dahası onlarca yüzlerce Kırım Tatar sözcüklerini bilmelerini sağlamalıyız. Bu, altı yıl önce başlattığımız Ukrain-Kırım Tatar diyaloğu için de önemli.

-Sevgil’le (Sevgil Musayeva) birlikte Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu hakkında “Namağlup” kitabını yazdınız. Bu kitap Mustafa Ağa’ya bir saygı gösterisi miydi, yoksa farklı bir sebeple mi yazıldı?

-Aslında, bu kitabın fikir babası, Sevgil’e böyle bir kitabı kimin yazabileceğini soran Harkiv’deki Vivat Yayınevi idi. O da bana bunu yapıp yapamayacağımızı sordu. Kitabı yazma fikri bu şekilde oluştu. Mustafa Ağa’yı bir balmumu heykel figürü olarak göstermemek bizim için önemliydi. Onun gerçekte nasıl bir kişilik olduğunu insanlara anlatmak istedik. Espri anlayışını, korkularını, ne kadar sigara içtiğini, gündelik hayatında ne tür bir insan olduğunu, nasıl kahve sevdiğini ve ne kadar güzel kahve yaptığını…1990’lı yılların modern Kırım ve Kırım Tatar tarihi, milli hareket, Kırım’da ve Ukrayna siyasetinde olanlar hakkında ne düşündüğünü aktarmak istedik.

-2009 yılında Avdet gazetesinde “En Etkili 20 Kırım Tatarı” anketini hazırladınız. Bugünün en etkili 5 Kırım Tatarının ismini söyleyebilir misiniz?

-(Gülüyor). Ama kesinlikle bu benim şahsi fikrim olacak. Şüphesiz bu isimler; Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Refat Çubarov, Nariman Celâl, Lilya Bucurova olurdu. İki isim daha söyleyeceğim: Camala ve Ahtem Seytablayev.