28 Nisan 2019, 13:17

Hortlayan Tarih

Close
Melek Maksudoğlu

Aklı olan gider mi Sibirya’ya? “Meğer aklı olan gitmiyormuş, zorla götürülüyormuş” demişti bana sürgünlüğü yaşamış bir Kırım Tatarı teyze, Bahçesaray’daki evinde kahve içerken 2013 yılının yazında. Şöyle anlatmıştı: “İlkokul talebesiydim, bize büyük Sovyetleri anlatıyorlardı, haritada dünyanın en büyük coğrafyasına sahiptik. Sibirya bölgesini göstermişti o zaman öğretmenimiz ve nasıl bir yer olduğunu, nasıl soğuk olduğunu söylemişti derste. Ben de kendi kendime “Aklı olan hiç gider mi oraya?” demiştim. Çok geçmeden sürgünlükle bizi oraya gönderdiler. Kardeşim yol boyunca öldü kaldı, bitam (büyükannem) ise biz oraya varınca dayanamadı, geçindi (vefat etti).”

Sürgünlüğü ve bin bir türlü musibeti yaşayıp vatan Kırım’a gelen bu insanlarımızı Kırım’da gene Rus işgali ve zorlukları bekliyordu. Geçenlerde kızıyla konuştuğumda teyzenin nasıl olduğunu sordum. “Allah’a şükür” diyordu, “Sibirya’da yaptıkları eziyetlere devam ediyor Rus, ama Allah’a sonsuz şükürler olsun bu sefer vatanımızdayız, öldüğümüzde vatan toprağına gömüleceğiz.”

30 Mart 2019 tarihinde Kırım Haber Ajansında yer alan bir habere göre Kırım Tatarlarının vefat eden yakınlarının kabrini ziyaret edebilmek için artık yerel yönetimden izin almaları gerekiyor. Teyzenin dediği Rus aynı zulmü yapmaya devam ediyor ana vatanımızda.

Rahmetli Kemal Çapraz’ın “Sürgünde Yeşeren Vatan Kırım” kitabını tekrar okuyorken şu kısım dikkatimi çekti: “Vorn köyünün çıkışında minaresi yıkılmış bir camiye rastlıyorum. Bu caminin içinde şimdi bir Rus ailesinin yaşadığını öğrenince kalp damarlarımın tıkandığını hissediyorum. Bir zamanlar namaz kılınan, Ezan-i Muhammedi okunan, secdeye varılan bu mübarek mekanda şimdi, sarhoş bir Rus’un naraları yükseliyor. Bir gün inşallah o mescidde yine Ezan-i Muhammedi okunacak ve saf bağlayıp namaz kılacağız. Bu korkunç manzarayı da görüntüledikten sonra yolumuza devam ediyoruz.”

Bu korkunç manzaralar Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılında işgal etmesiyle tekrar hortlamaya başladı. O denli ki Levada Merkezinin hazırladığı istatistiklere göre Rusların %71’i Stalin’e saygı duyduğunu belirtiyor. 2001 yılında lider olarak Stalin’e hayranlık duyan Rus nüfusunun oranı yüzde 21 iken 2019’da ise yüzde 41’e yükselmiş. “Döneminde yapması gerekenleri yaptı” diyerek Stalin’in yaptığı katliamları sürgünlükleri benimseyen ve destekleyenler ise neredeyse halkın yarısı; yüzde 46. Kollektivist yönetim adı altında yapılan sunni açlık sonucu ölen, çalışma kamplarında hayatlarını kaybeden insanların, sürgünlüğü ve vahşeti her manasıyla yaşamış olan insanların torunları, dedelerin, ninelerinin katilini onaylıyor, benimsiyor ve hayranlık duyuyor.

Stalin sadece Türk dünyasına zulmetmedi. Mikhail Soloriev’in “My Nine Lives in the Red Army” (Kızıl Ordudaki Dokuz Canım) adlı anılarını topladığı kitabı dehşetle okumamak mümkün değil. 1932 yılında üniversiteyi bitirdiğinde savaş muhabiri olarak işe atanıyor. İş başvurusuna kendi başvurmuyor, tepeden Moskova’dan gelen bir emirle sivil, öğrenci hayatı sona ererken Kızıl Ordu’ya alınıyor, üniforma giydiriliyor ve savaş gelişmelerini Izvestia gazetesinde Sovyet halkına bildirmesi emrediliyor. İlk görevleri Ukrayna’ya Herson bölgesine veriliyor. Şu an Kırım Tatar halkımızın bulunduğu, Kırım sınır bölgesi.

Soloriev göreve giderken şansının güzelliğine inanamıyor çünkü kitaplardan okuduğu, insanlardan Kırım ve Ukrayna’ya dair duydukları genelde o bölgelerin güzelliği, bolluğu, bereketi, meyveleri, yeşilliği, denizi üzerine. Vazife yerine ulaştıklarında ise inanamıyorlar, çalışma kampına veya esir kampına düştüklerini zannediyorlar. İnsanların, çoluk çocuğun, kadınların açlıktan kurumuş ağaç dallarına benzeyen kollarının, bacaklarının üzerinde koca kafalarının üzerinde patlarcasına büyümüş gözleriyle bir parça yiyecek için askerlerin yanına gelen Sovyet yani kendi vatandaşlarını görünce kendilerine öğretilenlerin bir yalandan ibaret olduğunu, inandıkları komünizmin insanları açlıkla kırdığını gördükten sonra Sovyetler Rusya’sına olan tüm inancı sarsılıyor.

Kendine orak ve çekici amblem olarak alan, bu iki aletle çalışanları ‘biz düşünmüyoruz, biz çalışıyoruz’ sloganıyla sınıf kavgasını ilke edinerek totaliter bir rejim kuran bu sistem, halkı bilgilendirme, bilinçlendirme ve aydınlatma görevleri devlet propagandasına ters düştüğünden Kırım aydınlarını da yok etmemişler miydi? 1938 yılında Akmescit’te Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Milli İçişleri komiserliği hapishanesinde tutuklu bulunan Kırım Tatar aydınlarımız günlerce kurşuna dizilmiş, eserleri ise yakılarak yok edilmişlerdi.

2011 yılından günümüze kadar olan Rusya’daki gelişimler, Stalin dönemine hayranlığın artması, çekiç ve orak amblemlerinin tekrar özlenerek peyda olması, teknolojinin en ileri seviyesiyle yapılan devlet propagandası düşünmeyi engellemektedir. Şimdi Rusya’da büyükbabalarının, büyükannelerinin katili olan Stalin’e hayranlık duyan gençler, ölülerinin kemiklerinin sızlamasına, ve hala hayatta olan toplumun ihtiyarlarına yapılan en büyük saygısızlıktır. Gidişat öyle gösteriyor ki Türkiye’deki Rus seviciliği de yakında bizim Kırım Tatarlarına tarihten beri uygulanan baskıları, katliamları ve sürgünleri doğru bulup bir de yakasına çekiçle orak simgesi takacak. Öyle ya düşünmelerini gerektirecek bir durum yok, cepleri doluyor!!!

İnsanlık katilini, tarihin en karanlık sayfalarını çok matah bir şeymiş gibi hortlatanlar eğer Stalin zamanını tamamen hortlatmaya kalkarsanız unutmayın ki büyükleriniz de, çocuklarınız da ‘bu insan ile ailemizin bir bağı yoktur’ diyerek sizi tanımayacaklardır! Stalin ve Sovyetler tarihini biraz bilenler bilir anne- babaların çocuklarını evlatlıktan reddetmeleri, çocukların ise ebeveynlerini reddetmeleri çok olağan bir durumdu. Neyi hortlattığımıza dikkat etmeli…

See also: